ORTAÇAĞ ve AVRUPA
(Bu makalede bazı bilgi ve görseller alıntıdır!)

Orta Çağ, tarihçiler tarafından 5. yüzyılın sonlarından 15. yüzyılın sonlarına kadar sürdüğü söylenen tarihî dönemi ifade eden kavramdır. Orta Çağ dönemine verilen bir diğer isim olan “Klasik Sonrası Dönem” terimi, “Klasik Antik Çağ” döneminin adından türetilmiş olsa da, daha geniş bir coğrafi tanıma sahiptir.
Ortaçağ’ a kısa bir bakış ;
Orta Çağ (M S. 37S – MS. 4-453) arasını kapsar. Kavimler Göçü’ nden İstanbul’un fethine kadar geçen süredir. Siyasi alanda dünyada yeni gelişmeler yaşanmıştır. Avrupa’da merkezi krallıkların zayıfladığı Feodalite (Derebeylik) rejiminin güçlendiği dönemdir. Bu dönemde Tek Tanrılı dinlerin (Hıristiyanlık, İslamiyet) toplumlar ve devletler üzerinde etkili olduğu görülmektedir. İslam dininin ortaya çıkıp yayılması ve Hıristiyanların kutsal saydığı yerlerin ele geçirilmesi Haçlı Seferleri’nin nedenlerinden biri olmuştur. Haçlı Seferleri sonucunda Batı – Doğu dünyası arasında kültürel etkileşim olmuş, bu seferler sonraki dönemleri etkileyecek birçok gelişmeye zemin hazırlamıştır. Bu dönemde ticaretin önemi daha da artmıştır. İpek ve Baharat Yolları en önemli ticaret yolları olmuştur.
Ortaçağ Avrupası’nın siyasi düzeni feodaliteye dayanır. Kavimler Göçü’yle sarsılan İlkçağ’ın köleci düzeni yerini feodal beyliklere bırakmıştı. Feodalite rejiminde toprak sahiplerine senyör veya süzeren, bu topraklarda çalışarak hayatını sürdürenlere ise serf veya vassal denmekteydi. Bu, İlkçağ’ın köleleri yerine oluşan yeni bir sosyal sınıftı. Zira, feodalitenin de temeli eşitsizliğe dayanmaktaydı. Köylülerin hukuki hakları yoktu. Her senyörün kendi bölgesinde ayrı kurallar geçerliydi. Feodal rejimde soyluluk doğuştan gelen bir haktı. Soylular, devlet idaresi ve askeri işlerle uğraşırlardı.Hristiyanlık, kilise gibi örgütlü bir yapıya sahip olduğu için, kısa sürede tüm Avrupa’da yayılmıştı. Kilise endülüjans (cenneti vaat etme) ve aforoz (dinden çıkarma) yetkisine sahipti. Din adamları (rahipler) sınıfının nüfuzu oldukça genişti. Avrupa’da laik devlet anlayışı yoktu. Papa’nın krallara taç giydirmesi, aforoz yetkisini elinde bulundurması, Haçlı seferleri düzenlemesi gibi olgular Kilise’nin siyasi güç ve otoritesini gösterir. Ayrıca, Kilise’nin elinde geniş topraklar vardı.
Orta Çağ merkezi krallıklarının gücünün zayıfladığı ve yerlerine feodal beyliklerin tarih sahnesine çıktığı dönem olarak dikkat çekmektedir. Bu derebeylik rejiminde toprak sahiplerine senyör, bu topraklarda çalışanlara ise serf adı verilirdi. Orta Çağ’ın en güçlü kurumu ise kilisedir.
Ortaçağ Avrupası’ndaki önemli siyasi güçlerden biri Frank İmparatorluğu idi. Bu imparatorluğun toprakları üzerinde Merovenj ve Karolenj krallıkları kurulmuştu. Karolenjlerin zayıflaması üzerine iç çatışmalar çıktı. Verdün Antlaşması’yla Frank İmparatorluğu parçalandı (843). Almanya, İtalya ve Fransa’nın temelleri atıldı. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu kuruldu. Bu devletin başına geçen hükümdarlar, papanın elinden taç giyiyorlardı. Onlara otorite bahşeden makam Papalıktı. İmparatorluk sınırları içinde çeşitli bölgeler, farklı feodal beylerin hakimiyeti altındaydı. Orta Çağ’da Avrupalıların, Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve dolaylarını geri almak için düzenledikleri Haçlı Seferleri ile süreç gelişti.
Haçlı seferleri siyasi yönden amacına ulaşamasa da, Avrupa’da bilinmeyen pusula, barut ve matbaa batıya taşınmıştır. Sonuçta Avrupa’da kilisenin etkinliği ve saygınlığı sarsılmış; onun yerine merkezi krallıklar güç kazanmaya başlamıştır. Ve Haçlı seferlerinde yüzbinlerce insan öldü, Anadolu zayıfladı. Avrupa’da siyasi, ekonomik ve sosyal değişiklikler görüldü. Avrupa’da siyasi yapı değişti. Merkezi krallıklar güçlendi. Avrupa için ekonomik yönden kazançlı çıktı, deniz ticareti gelişti (bu yazı – https://acikders.ankara.edu.tr/ alıntısıdır!)
Orta Çağ devletleri içinde öne çıkanlar ise Roma İmparatorluğu, Moğol İmparatorluğu ve Sasani İmparatorluğu’dur. Orta Çağ Avrupa’sında ise yıkıldığı tarih olan 843’ kadar Karolenj (Frank) İmparatorluğu ve ardından gelen Kutsal Roma Germen İmparatorluğu önemli siyasi güçler arasında yerini almaktadır.

Ortaçağ’ da Avrupa ;
Ortaçağ şehri yabancılarla doluydu. Birçok geçici ziyaretçi vardı: kraliyet ziyaretleri sırasında geniş bir maiyet, ziyaret eden tüccar akınları, yerel veya uzak tapınaklara giden hacılar ve on beşinci yüzyılda, bazen düşmanca davranan şehir babaları tarafından yollarına devam etmek zorunda bırakılan göçebe Çingeneler bulunuyordu. Yerleşik olanlar da vardı : iş arayan kırsal kesimden gelen göçmenler, yabancı tüccar kolonileri, gönderilen din adamları, siyasi sürgünler, Engizisyondan kaçan kafirler gibi (Engizisyon ; Orta Çağ’da Katolik Kilisesi’nin inanç esaslarına aykırı davrananları, dinden çıkanları veya sapkınlık yapanları soruşturup cezalandırmak için kurduğu özel mahkemeler ve adlî kurumlardır). Ayrıca, birçok nesildir şehirde yaşayan, ancak bir şekilde yabancı muamelesi görenler de vardı, Ayrıca, özellikle Yahudiler olmak üzere, kentte nesillerdir yaşayan ancak bir şekilde yabancı muamelesi görenler de vardı.
Özellikle Kara Veba‘nın yol açtığı kitlesel ölümlerden sonra, kırsal yerleşimler terk edildi, insanlar kasabalara akın etti ve birçok şehir birkaç on yıl içinde nüfusunu yeniden kazanmayı başardı. Bütün bunlar, yerleşik elitler ile işçi sınıfı arasında şiddete dönüşebilecek siyasi çekişmelere yol açtı; 1378’de Floransa’daki Ciompi isyanında olduğu gibi. Ortaçağ kentinde birçok statü kademesi vardı ve vatandaşlık talep etme fırsatı değişiyordu: Cenova’da kolay olan şey, Venedik’te çok yavaş bir süreçti ve çeyrek yüzyıla kadar sabır ve sıkı çalışma gerektiriyordu.
Şehirlerde etnik ve sosyal tabakalar vardı. Viking sonrası dönemin İskandinav ticaret şehirlerine Alman Hansa tüccarları hakimdi.
Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden Rönesans‘ın başlangıcına kadar olan 6. ve 15. yüzyıllar arasındaki Orta Çağ’da Avrupa çok farklı bir yerdi. Birçok kişi bu dönemi Avrupa’da kıtlık, salgın hastalık ve sürekli savaşların yaşandığı Karanlık Çağlar olarak görür. Ancak Orta Çağ Avrupası aynı zamanda bilimsel ve sanatsal bir uyanış dönemiydi. Muhteşem kaleler ve katedraller inşa edildi. Günümüzde Avrupa’nın ortaçağ hazinelerinin çoğu dikkat çekici derecede sağlam kalmıştır. Büyük çoğunluğu artık özenle korunmaktadır.
Avrupa’ daki En İyi Orta Çağ Kasabaları ve Köyleri
Avrupa’nın ortaçağ kasaba ve köyleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, surları ve yüzyıllar öncesine dayanan binalarıyla başka bir dönemin cazibesini koruyarak yaşayan tarih kitaplarıdır. Birçoğu UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak kabul edilmekte olup, sadece güzellikleri için değil, korudukları kültürel miras için de değerlidir. Gezginler, fenerlerle aydınlatılmış sokakların romantizmi, tarihi pazarların otantikliği ve nesiller boyunca aktarılan geleneklerle bağlantı kurma fırsatı için buraya gelirler. Burada tarih sadece müzelerde sergilenmiyor; topluluğun günlük yaşamına dokunmuş durumda ve her ziyareti zamanda geriye doğru sürükleyici bir yolculuk haline getiriyor. Bu şehirlerde yükselen kaleler antik şehir surlarının üzerinde durur ve Gotik katedraller gökyüzüne doğru uzanır. Bu şehirler sadece bir tarih dersi sunmakla kalmaz; aynı zamanda sürükleyici bir deneyim, çok eski zamanlardaki şövalyelerin, tüccarların ve zanaatkarların dolaştığı aynı sokaklarda ve meydanlarda gezinme şansı verir. Her şehir, savunma amacıyla inşa edilmiş heybetli kalelerden, geçmişteki zenginliği ve nüfuzu simgeleyen süslü lonca salonlarına kadar mimarisiyle bir hikaye anlatıyor. Bu şehirleri ziyaret etmek, müzelerin tek başına sunamayacağı bir şekilde tarihi görmenizi, dokunmanızı ve hissetmenizi sağlıyor.
✘ – Bu şehirler genellikle organik olarak büyümüş ve ızgara benzeri bir düzen yerine dolambaçlı, dar sokaklara sahip olmuştur.
Başlıca mimari ve yapısal unsurlar şunlardır (Ortaçağ genel özelliği) :
- Şehir Surları ve Kapıları : Birçok ortaçağ şehri, sakinlerini istilalardan korumak için devasa surlar, kuleler ve kapılarla tahkim edilmiştir.
- Kaleler veya Hisarlar : Bir kale genellikle şehre hakim bir konumda yer alırdı ; hükümdarın ikametgahı ve merkezi bir savunma noktası olarak hizmet ederdi.
- Tarihi Eski Şehirler : Bunlar şehrin kalbidir – Alstadt), genellikle UNESCO Dünya Mirası alanı olarak belirlenmiştir ve özgün binaları, Arnavut kaldırımlı sokakları ve merkezi pazar meydanıyla öne çıkar.
- Gotik ve Romanesk Mimari : Bu döneme ait kiliseler, katedraller ve kamu binaları, sivri kemerler, nervürlü tonozlar ve süslü dekorasyonlar gibi belirgin stiller sergiler.
Bu şehirler ziyaretçileri zamanda geriye götürerek yüzyıllar önceki hayata dair insana otantik ve büyüleyici bir bakış sunar.
Bu kasaba, köy ve şehirlerin bir kısmına bakalım.
Burada şehirler ile ilgi detay anlatım olmayacaktır. Amaç bu şehirleri hatırlatmak olacaktır!
✅- Belçika’nın kanallarından Hırvatistan‘ın surlarla çevrili kıyılarına kadar bu şehirler, ortaçağ miraslarını olağanüstü bir özenle korumuşlardır.
Ortaçağ Şehir ve Kasabaları..
✓- Bruges, Belçika – konum ;
Bruges, 12. ve 15. yüzyıllar arasında gelişmiş bir ticaret merkezi olarak altın çağını yaşadı ve 19. yüzyılın başlarında gerilemeye başladı. Ardından Avrupa’nın en iyi korunmuş ortaçağ kentlerinden biri olarak yeniden canlanması ise oldukça çarpıcı oldu. Büyüleyici Brugge’ün ortaçağdan kalma kalbini keşfetmek çok kolay. Yüzyıllar öncesinden kalma, beyaz badanalı evlerle çevrili Arnavut kaldırımlı sokaklar, çiçeklerle dolu meydanlara çıkarken, Brugge’ün çok iyi bilinen sakin kanallar ağı şehri boydan boya geçiyor. Bu kanallardan birinde tekne turu yapmak, tüm bu güzellikleri deneyimlemenin harika bir yoludur.

Ancak Brugge’ün kendine özgü çan kulesi olan 15. yüzyıldan kalma Belfort’u (Belfry) kaçırmayın. Tepeye çıkmak için 366 basamak çıkmanız gerekiyor, ancak manzara buna değer. Kule, 10. yüzyıldan beri ürün pazarına ev sahipliği yapan Markt meydanına bakmaktadır.Ortaçağ tarihine daha kanlı bir dalış için Wollestraat’taki İşkence Müzesi’ni ziyaret edin.
✓- Gent, Belçika – konum ;

Ghent, Belçika’da yer alan, pitoresk kanalları, tarihi mimarisi ve canlı kültürel ortamıyla bilinen bir ortaçağ şehridir. Ziyaretçiler, büyüleyici eski şehri keşfedebilir, etkileyici Gravensteen kalesini ziyaret edebilir ve Aziz Bavo Katedrali’ndeki çarpıcı Ghent Sunak Tablosu’na hayran kalabilirler. Ghent’in ortaçağ güzelliği ve canlı atmosferi, onu Avrupa’da gizli bir mücevher haline getiriyor.
Schelde Nehri ve Lys ırmaklarının kesiştiği; Belçika’nın en eski yerleşim merkezleri arasında yer almakta olan; Avrupa’nın bilinmeyen zenginliklerinin ve tarihinin kapılarını aralayıp; eşsiz güzellikler şehrinde Orta Çağın görkemli ve ihtişamlı atmosferlerini iliklerinize kadar sizlere hissettirecek; tarihte önemli ticaret yolları üzerinde yer almakta Gent şehri; Avrupa’nın en zengin şehirlerindendir.
✓- Bologna, İtalya – konum ;
Bologna’nın, şehrin zengin yemek kültüründen esinlenerek ona verilen La Grassa (“şişman olan” ) ve 1088’de kurulan üniversiteye atıfta bulunan La Dotta (“eğitimli olan”) gibi birçok takma adı vardır. Ancak belki de şehrin ortaçağ tarihini en iyi yansıtan isim, antik merkezin her yerinde bulunan pişmiş toprak tuğla işçiliğine atıfta bulunan La Rossa veya “kırmızı olan” ıdır.

Burada, görkemli, taş döşeli meydanlara açılan büyüleyici dar sokaklar ağı bulacaksınız. Piazza Maggiore‘deki San Petronio Bazilikası, özellikle yapımına 14. yüzyılın sonlarında başlanmış ve bugün hala tamamlanmamış olması nedeniyle en etkileyici kiliselerden biridir. İki tonlu cephesine baktığınızda, asimetrik olduğunu hemen fark edeceksiniz.
Piazza Maggiore, 15. yüzyıldaki inşasından bu yana çok az değişiklik geçirmiştir. Görkemli, revaklı binalarla çevrili bu etkileyici meydan, her zaman sokak müzisyenleri ve gösteri sanatçılarıyla doludur. Daha da ikonik olanı ise Bologna’nın iki kırmızı tuğla kulesi olan Torre degli Asinelli‘ dir (bakın) ; bu kuleler 1109 ile 1119 yılları arasında Asinelli ailesi tarafından inşa edilmiştir. Bugün kuleler endişe verici derecede eğiktir ; ve 498 basamağı tırmanarak zirveye ulaşabilirsiniz.
✓- San Gimignano, İtalya – konum ;
Toskana’nın yemyeşil üzüm bağlarının ortasında yer alan, Avrupa’nın en güzel ortaçağ kasabalarından biri olan San Gimignano, göz kamaştırıcı bir manzaraya sahiptir. Yaklaşırken, erken dönem gökdelenleri gibi gökyüzünü delen 14 kule göreceksiniz. Kuleler 12. ve 13. yüzyıllarda inşa edilmiş olup, başlangıçta 72 taneydi.

Bu gizli İtalyan mücevherinin antik sokaklarında dolaşırken, katedral olan Collegiata‘nın içini ziyaret edin. Buradaki freskler 13. yüzyıla kadar uzanıyor ve Eski ve Yeni Ahit’ten sahneleri tasvir ederek kesinlikle göz kamaştırıcıdır. Bu kasaba için çok daha fazla detay – buradan (sayfanın orta bölümleri!).
✓- Prag, Çek Cumhuriyeti – konum ;
Prag’ın “Yüz Kuleli Şehir” lakabı, şehrin güzelliğini tam olarak yansıtmıyor. Eski Şehir Meydanı, Avrupa’nın en güzel meydanlarından biri ve şehrin silüeti, nefes kesen Gotik kuleler ve Barok kubbelerden oluşan bir koleksiyon. Vltava Nehri’ni geçen ve aziz heykelleriyle süslü ikonik Charles Köprüsü, Eski Şehri muhteşem Prag Kalesi kompleksine bağlıyor.

Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler:
- Prag Kalesi: Bin yıldan uzun süredir Çek yöneticilerinin merkezi olan, saraylar, kiliseler ve bahçelerden oluşan geniş bir kompleks.
- Charles Köprüsü: Unutulmaz bir deneyim için gün doğumu veya gün batımında bu taş köprüden yürüyüş yapın.
- Astronomik Saat: Eski Belediye Binası’nda bulunan bu incelikli 15. yüzyıl saati, Orta Çağ mühendisliğinin bir harikasıdır.
- Prag Gezi rehberine buradan ulaşın.
✓- Mdina, Malta – konum ;
Bal rengi Mdina, dar sokaklarının sakinliği ve araç trafiğinin olmaması nedeniyle “Sessiz Şehir” olarak bilinir. Bir zamanlar Malta’nın başkenti olan aristokrat kasaba, koruyucu surlarla çevrili bir tepe üzerinde yer almaktadır. İçerideki binalar Orta Çağ’dan Barok’a kadar uzanmaktadır, ancak Mdina çok daha önce Romalılar tarafından kurulmuştur. Surların içinde manastırlar, kiliseler, katedraller ve görkemli eski konaklar gibi mimari bir hazine bulunmaktadır.

Bu konakların çoğu Orta Çağ’da varlıklı aileler tarafından inşa edilmiş ve neredeyse hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir. En güzellerinden biri de merhum hayırsever Olaf Gollchar’ın evi olan Palazzo Falson’dur. Bir tur, sarayın şapelini, mutfaklarını, kütüphanesini ve sakin avlusunu ortaya çıkarır.
✓- Valletta, Malta – konum ;

16. yüzyılın sonlarında Aziz John Şövalyeleri tarafından inşa edilen Valletta, surlarla çevrili bir başyapıt ve gurur duyulan bir UNESCO Dünya Mirası Alanıdır. Dar sokaklardan oluşan şehir, görkemli Barok mimarisiyle çevrilidir; bunlar arasında muhteşem Aziz John Katedrali ve tarihi Manoel Tiyatrosu da yer almaktadır. Malta’nın en görkemlileri arasında yer alan şehrin burçları ve surları, Akdeniz tarihindeki stratejik rolünün bir kanıtıdır. Bugün Valletta, festivallere, sanat sergilerine ve açık hava gösterilerine ev sahipliği yaparak kültürel bir merkez olarak gelişmektedir. Panoramik Yukarı Barrakka Bahçeleri’nden törensel Selamlama Bataryası’na kadar şehir, tarihi kadar ilham verici manzaralar sunmaktadır.
✓- Obidos, Portekiz – konum ;
Lizbon’a arabayla bir saatten biraz fazla mesafede, bir tepe üzerinde kurulu surlarla çevrili Obidos, MÖ 308 yılında kurulmuştur. Bugün gördüğünüz kısım, özenle korunmuş ve tepenin yamacına yayılan, yüksek ve heybetli bir kaleyle taçlandırılmış surlarla çevrili ortaçağ bölümüdür. Surların içinde, badanalı evler ve sıcak, pişmiş toprak kiremitli çatılara sahip eski kiliseler bir arada kümelenmiş durumda; binaların bazıları mavi ve sarı renklerle süslenmiş.

Portekiz’in en güzel yerlerinden biri olan Obidos, sokaklarında dolaşmak, Igreja de Santa Maria kilisesine göz atıp 17. yüzyıldan kalma muhteşem çinileri hayranlıkla izlemek için ideal bir yer olacaktır. Porta da Vila’daki merdivenlerden yukarı çıkın veya şu anda lüks bir otel olan 13. yüzyıldan kalma kaleye ulaşın .
✓- Santarém, Portekiz – konum ;
✓- Tallinn, Estonya – konum ;
Estonya’nın başkentinin ortaçağ kalbinde dolaşmak, bir peri masalına adım atmaya benzer. Tallinn, dolambaçlı, Arnavut kaldırımlı sokakları, eğri büğrü, yarı ahşap evleri ve antik meydanlarıyla Avrupa’nın en kusursuz şekilde korunmuş ortaçağ şehirlerinden biridir. Şehrin merkezinin tamamı UNESCO tarafından Dünya Mirası Alanı olarak korunmaktadır.

Hellemann Kulesi‘nden surların etrafında dolaşın ve manzarayı seyretmek için çatıların üzerinden aşağıya bakın. Şehir merkezine döndüğünüzde, Tallinn’in Eski Şehri’ndeki Raekoja Plats veya Belediye Meydanı, günümüzde ortaçağ müzesine ev sahipliği yapan muhteşem Gotik Belediye Binası’nın üzerinde yükseliyor ve size yaklaşık 700 yıl önceki yaşam hakkında bir fikir veriyor. Yakınlarda bulunan ve tarihi 1422’ye kadar uzanan Belediye Binası Eczanesi de zamanda bir yolculuk sunuyor.
✓- Dubrovnik, Hırvatistan – konum ;
Dubrovnik’in antik kent’ i 1990’ların başındaki Balkan çatışmasında ağır hasar görmüştü. Bugün gördüğünüz pişmiş toprak çatıların çoğu özenle onarılmıştır.

Sağlam surlar, barok sarayların, parıldayan kireçtaşı sokakların ve çan kulelerinin karmaşık bir karışımını çevrelerken, üç taraftan da pırıl pırıl Adriyatik Denizi uzanır. Dubrovnik’te yapılacaklar listenizden sadece bir şey yapacaksanız , kuleler ve burçlarla bezenmiş ve çatıların üzerinden muhteşem manzaralar sunan ortaçağ surları boyunca bir yürüyüş yapmak bile tad verir..Ana bulvar Stradun‘da, Fransisken Manastırı’nı ziyaret edin. 14. yüzyıldan kalma manastır, portakal ağaçlarının gölgelediği sakin bir avluyu çevrelemektedir. İçeride, eski resimler, 1667’de Akdeniz şehrini yerle bir eden yıkıcı depremden önceki Dubrovnik’i tasvir etmektedir.
✓- İstanbul, Türkiye – konum ;
Eski adıyla Konstantinopolis olan İstanbul, bin yıldan fazla bir süre Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olduktan sonra, 1453’ten itibaren Osmanlı İmparatorluğu‘nun başkenti olmuştur. Şüphesiz ki, bugün gördüğünüz camiler, minareler, surlar ve saraylar binlerce yıllık bir dönemi kapsamakta ve farklı medeniyetlerin ve inançların izlerini taşımaktadır.

Şehrin en ikonik yapılarının çoğu Orta Çağ dönemine dayanmaktadır. Sultanahmet semtinde bulunan görkemli Ayasofya, 6. yüzyılda bir Rum Ortodoks kilisesi olarak inşa edilmiş, 1453’te Osmanlıların gelişiyle camiye dönüştürülmüştür. Günümüzde ise müze olarak hizmet veren yapının kubbeleri ve duvarları, altın renginde parıldayan orijinal mozaiklerle süslenmiştir.

Keskin minareleriyle şehrin sembolü olan zarif Sultanahmet Camii, Orta Çağ’ın sonlarına doğru, 1616 yılında inşa edilmiştir. Yakınlarda bulunan, ince detaylarla bezeli Topkapı Sarayı ise 15. yüzyıla tarihlenmekte olup yaklaşık 500 yıl boyunca sultanlara ev sahipliği yapmıştır.stanbul’un birçok tepesinden birinin zirvesinde yer alan Romanesk Galata Kulesi, 1348’de inşa edildiğinde şehrin en yüksek binasıydı. Bugün bile tepesine çıkarak Boğaz’ın ve Haliç’in karşısındaki Sultanahmet’in muhteşem manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. 1461 yılında inşa edilen Kapalı Çarşı‘da Türk hediyelik eşyaları satın almadan tamamlanmış sayılmaz.
✓- Rodos, Yunanistan – konum ;

Binlerce yıldır farklı medeniyetler tarafından kesişen, Türkiye kıyılarının hemen açıklarında yer alan Yunan adası Rodos , katman katman tarihi öneme sahip. Ancak Orta Çağ, Haçlı Seferleri sırasında burada bir üs kuran Aziz John Şövalyeleri sayesinde belki de buradaki en önemli dönemlerden biriydi.
1309’dan itibaren zengin Şövalyeler adayı yönetti. Günümüzde hala sağlam olan kalın taş şehir surlarını güçlendirdiler ve 11 devasa kapıyı korudular. Tarih meraklıları, her birinin anlatacak bir hikayesi olan farklı kapıları hayranlıkla izleyerek eski surları takip etmek isteyebilirler.

Surların içinde Şövalyeler görkemli, müstahkem saraylar veya hanlar inşa ettiler. Bunlar hala ayakta ve Rodos’un Eski Şehrindeki pürüzsüz, cilalı taştan yapılmış geniş bir cadde olan İppoton boyunca heybetli bir cephe oluşturuyor . Halk arasında Şövalyeler Caddesi olarak bilinir. Burada, şövalyeleri geldikleri yere göre ağırlayan yedi han bulunmaktadır. Rodos için çok daha fazla detayı – buradan alın.
✓- Budapeşte, Macaristan – konum ;
✓- Visby, İsveç – konum ;

✓- Cesky Krumlov, Çek Cumhuriyeti – konum ;

Cesky Krumlov, Çek Cumhuriyeti’nde, muhteşem kalesi, pitoresk eski şehri ve büyüleyici nehir kıyısı konumuyla ünlü bir ortaçağ kasabasıdır. Ziyaretçiler, kasabanın dar sokaklarında dolaşabilir, UNESCO listesindeki kale kompleksini keşfedebilir ve Vltava Nehri boyunca keyifli bir yürüyüşün tadını çıkarabilirler. Cesky Krumlov’un masalsı atmosferi, onu ziyaretçiler arasında favori bir yer haline getiriyor. Český Krumlov tamamen yaya dostu bir yer. Araçlar kasabanın dışında park ediliyor.
Devlet Kalesi ve Český Krumlov Şatosu‘nu keşfetmeyi planlayın. Çek Cumhuriyeti’nin en büyük ikinci kale kompleksi olan bu yapı, kasabaya hakim bir konumdadır. Kaleye yaklaşım bile unutulmazdır, çünkü 18. yüzyıldan beri gelenek olarak ayıların tutulduğu Ayı Hendek’i geçmek gerekir.
Kompleksin içine girdikten sonra, zamanınızı beş kale avlusunda dolaşarak geçirin. Bu avlulara serbestçe girilebilir ve kalenin büyüklüğü ve gelişen mimarisini harika bir şekilde keşfedebilirsiniz. Boyalı cepheleri, eski burgrave evi gibi tarihi yapıları ve Aşağı Kale avlusundaki taş çeşmeyi hayranlıkla seyredin. Cloak Köprüsü‘nde (Plášťový most) yürüyün. Bu etkileyici çok katlı kemerli köprü, derin bir hendeğin üzerinden kale kompleksinin farklı bölümlerini birbirine bağlar. Kısa bir ziyaret için daha da önemlisi, Vltava Nehri’nin kucakladığı kırmızı çatılı Eski Şehir’in muhtemelen en ikonik ve nefes kesici panoramik manzarasını sunar. Eski Şehrin kalbi Náměstí Svornosti (Ana Meydan) çevresinde atıyor. Bu canlı meydan, güzelce korunmuş Rönesans ve Barok tarzı evlerle çevrilidir. Etkileyici Belediye Binası’nı ve merkezdeki Meryem Ana Veba Sütunu yer alır.
✓- Siena, İtalya – konum ;
Siena, İtalya’nın Toskana bölgesinde yer alan, çarpıcı Gotik mimarisi, tarihi Piazza del Campo‘su ve etkileyici Siena Katedrali (Duomo di Siena) ile bilinen bir ortaçağ kasabasıdır. Ziyaretçiler kasabanın dar sokaklarında dolaşabilir, panoramik manzaralar için Torre del Mangia’ya tırmanabilir ve katedralin içindeki karmaşık freskleri hayranlıkla izleyebilirler. Siena’nın ortaçağ zarafeti ve zengin kültürel mirası, onu İtalya’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer haline getiriyor. Siena için daha fazla bilgi – buradan.

✓- York, İngiltere – konum ;

York, İngiltere’nin kuzeyinde yer alan, iyi korunmuş ortaçağ surları, büyüleyici Shambles caddesi ve ikonik York Katedrali ile ünlü tarihi bir şehirdir. Ziyaretçiler şehrin zengin Roma ve Viking tarihini keşfedebilir, antik şehir surlarında yürüyebilir ve büyüleyici Jorvik Viking Merkezi’ni ziyaret edebilirler. York’un ortaçağ cazibesi ve büyüleyici mirası, onu tarih meraklıları için en iyi destinasyonlardan biri haline getiriyor. 4 kapılı girişe sahip, Avrupa’nın ise tarihi ve kültürel zenginliklerini en iyi şekilde günümüze ulaştırmış York şehri, İngiltere’nin en güzel gezi rotasyonlarına ev sahipliği yapmaktadır. Tarihi Roma dönemlerine kadar uzanan Birleşik Krallığın kuzey bölgesinde yer alan İngiltere’nin York şehri 2000 yıllık tarihin izlerini yakından görme fırsatına sahip olacağınız büyülü atmosferleri içerisinde barındırmaktadır. Kent, Vikingler ’in ayak izlerini, Romalılardan kalma tarihi yapıları ve UNESCO dünya mirasına listesine girmiş katedrali ile MS 71 yılında Romalılar tarafından kurulmuş tarihi ve kültürel zenginliklerin şehridir. Orta Çağ ruhuna sahip sokakları ile büyülü İngiltere şehir rotası York farklı dünyaların kapılarını aralar.
✓- Toledo, İspanya – konum ;

Toledo, İspanya’nın merkezinde yer alan, iyi korunmuş tarihi merkezi, etkileyici Alcazar kalesi ve çarpıcı Gotik katedraliyle ünlü bir ortaçağ şehridir. Ziyaretçiler şehrin dar sokaklarında dolaşabilir, El Greco Müzesi’ni ziyaret edebilir ve şehir surlarından Tagus Nehri’nin panoramik manzarasının tadını çıkarabilirler. Toledo’nun ortaçağ ihtişamı ve kültürel zenginliği, onu İspanya’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer haline getiriyor.
Ünlü “üç kültür şehri“, ülkenin başkentine çok yakın, Madrid’e sadece 70 kilometre uzaklıkta ve yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla ulaşılabilen yüksek hızlı trenle sizi bekliyor.UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi bölgesi, orijinal ortaçağ düzenini hala koruyarak ziyaret edilmesi gereken büyüleyici bir yer haline geliyor. Dar ve kıvrımlı sokaklarında yapacağınız bir turda, hem iç hem de dış mekanlarıyla hâlâ canlılığını koruyan bir dizi inanılmaz bina keşfedeceksiniz.
✓- Carcassonne, Fransa – konum ;

Carcassonne, tipik bir ortaçağ kalesidir. Cité de Carcassonne, çift savunma duvarı, 53 kulesi ve kalesiyle mükemmel bir şekilde restore edilmiş bir surlu şehirdir. Kapılarından içeri girmek, doğrudan bir ortaçağ destanına adım atmak gibidir. 19. yüzyılda mimar Eugène Viollet-le-Duc tarafından yapılan restorasyon çalışmaları, gelecek nesiller için varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Carcassonne, iyi korunmuş surları, kuleleri ve dar Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla ziyaretçilerini başka bir çağa götüren nefes kesici bir ortaçağ şehridir. Etkileyici surlarıyla bilinen Carcassonne, Fransa’nın tarihine ve kültürüne eşsiz bir bakış sunuyor. Cité’nin surlarla çevrili kalesini keşfetmekten Canal du Midi boyunca yürüyüşe kadar, Carcassonne tarih meraklıları, macera arayanlar ve sadece bu pitoresk şehrin cazibesinin tadını çıkarmak isteyenler için mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.
Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler:
- Château Comtal (Kont Şatosu): Kale surları içindeki 12. yüzyıldan kalma şatoyu keşfedin.
- Surların çevresi: Şehrin savunma dehasını takdir etmek ve çevredeki kırsal alanın manzarasının tadını çıkarmak için iç ve dış surlar boyunca yürüyün.
- Aziz Nazarius ve Celsus Bazilikası: Romanesk ve Gotik mimari tarzlarını harmanlayan muhteşem bir kilise.
✓- Edinburgh, İskoçya – konum ;

Edinburgh’un Orta Çağ’dan kalma Eski Şehri, heybetli Edinburgh Kalesi‘nin gözetiminde, dolambaçlı sokaklardan ve gizli avlulardan oluşan bir labirenttir. Kaleden Holyroodhouse Sarayı’na kadar uzanan Royal Mile, yüzyıllardır ayakta duran binalar, barlar ve dükkanlarla dolu, şehrin tarihi omurgasını oluşturmaktadır.
Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler:
- Edinburgh Kalesi: Sönmüş bir volkanın üzerinde yer alan bu tarihi kale, İskoçya Kraliyet Mücevherlerine ev sahipliği yapmaktadır.
- Royal Mile: Gizli hazineleri keşfetmek için birçok ara sokağını ve geçidini keşfedin.
- St. Giles Katedrali: Edinburgh’un ana kilisesi olup, kendine özgü taç şeklindeki kulesiyle bilinir.
✓- Regensburg, Almanya – konum ;

Bavyera’da Tuna Nehri üzerinde yer alan Regensburg’un ortaçağ merkezi, İkinci Dünya Savaşı’ndan hasar görmeden kurtuldu. Sonuç olarak, Alpler’in kuzeyindeki en büyük bozulmamış ortaçağ kenti olma özelliğini taşıyor. Ünlü 12. yüzyıl Taş Köprüsü ve görkemli Aziz Petrus Katedrali de dahil olmak üzere yaklaşık 1000 anıtı barındırıyor.
2000 yıllık bir geçmişe ve Dünya Mirası statüsüne sahip bir Orta Çağ şehrinin biraz sakin olabileceğini düşünenler bu konuda büyük bir yanılgıya düşüyor. Almanya’nın en yüksek bar yoğunluğuna sahip olan Regensburg halkı, eğlenmenin birçok yolunu biliyor. Regensburg’da 1500 tescilli bina bulunmakta olup, bunların 984’ü UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ‘Stadtamhof’lu Eski Şehir’ topluluğunu oluşturmaktadır. Taş Köprü, katedral ve Aziz Yuhanna Koleji Kilisesi’nin bulunduğu Krauterermarkt meydanı, Katedral Hazinesi Müzesi, soyluların konak evi ve tarihi Adler Eczanesi, Regensburg’un en önemli mimari anıtları arasında yer almaktadır,
Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler:
- Taş Köprü: Ortaçağ mühendisliğinin bir başyapıtı olan bu köprü, 800 yılı aşkın süredir eski şehri Stadtamhof bölgesiyle birbirine bağlamıştır.
- Aziz Petrus Katedrali: Alman Gotik mimarisinin muhteşem bir örneği.
- Eski Belediye Binası (Altes Rathaus): Kutsal Roma İmparatorluğu’nun Daimi Meclisi’nin toplandığı tarihi odaları keşfedin.
** Yukarıda yer alan kasaba ve şehirler gibi Avrupa’ da daha birçok ortaçağ kent’i bulunur. Biz önemlilerini bu makalede incelemiş olduk..



